Türkiye'nin yeni nesil şehircilik vizyonuyla COP31'de liderlik üstlenmesi bekleniyor
ODTÜ Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü Öğretim Üyesi ve İklim Merkezi Müdür Yardımcısı Prof. Dr. İpek Gürsel Dino, COP31'in iklim dirençli kentler konusunda önemli fırsatlar sunduğunu, Türkiye'nin afetlere dayanıklı ve çevresel etkisi düşük yeni nesil şehircilik vizyonuyla uluslararası düzeyde liderlik üstlenmesi gerektiğini söyledi.
Kaynak
TRT Haber

COP31 Eylem Gündemi'nin 10 öncelikli temasından biri olan "iklim dirençli şehirler" başlığında dünyadaki ve Türkiye'deki durum ele alındı.
Türkiye, 9-20 Kasım tarihlerindeki Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı'na (COP31) ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Küresel ısınma başta olmak üzere kritik konuların ele alınacağı zirvede Türkiye'nin gündeminde iklim değişikliğiyle mücadelede uyum kapsamında şehirlerin iklime dirençli hale getirilmesi de yer alıyor.
İklim değişikliği nedeniyle aşırı hava olaylarının sayısı, sıklığı ve şiddeti artarken bu durum kentlerde sel, kuraklık, sıcak hava dalgaları ve altyapı sorunları gibi çok yönlü riskleri beraberinde getiriyor. İklim krizinin yol açtığı tehditlere yönelik şehirlerin dirençli hale getirilmesi kritik önem taşıyor ve iklim değişikliğine uyum aşamasında da "iklim dirençli şehirler" kavramı öne çıkıyor.
Soruları yanıtlayan Prof. Dr. İpek Gürsel Dino, iklim dirençli şehirleri, sel, kuraklık ve ısı adası etkisi gibi aşırı hava olaylarına karşı fiziksel, ekonomik ve sosyal sistemleriyle bütüncül bir uyum kapasitesi geliştiren alanlar olarak tanımladı.
İklim dirençli şehirlerin sadece binaların ve altyapıların fiziksel güçlülüğüne dayanmadığını belirten Dino, yeşil koridorlar, sünger şehir uygulamaları ve akıllı bina, ulaşım ve enerji şebekeleriyle kentsel işlevlerin kriz anlarında da kesintisiz şekilde devam etmesinin hedeflendiğini kaydetti.
Bir şehrin dirençli hale gelmesinin, kentin iklim risklerinin belirlenmesi ve veri temelli kırılganlık analizlerinin yapılmasıyla başlayan stratejik bir süreç olduğunu dile getiren Dino, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu analizler ışığında, binalar, ulaşım ağları, enerji ve su sistemleri gibi fiziksel altyapılara akıllı şebekeler gibi teknolojik çözümler veya yeşil koridorlar ve sünger şehir gibi doğa tabanlı uyum çözümleri uygulamaya alınır. Sürecin sürdürülebilirliğini sağlamak ise aynı zamanda uzun vadeli iklim eylem planlarının yerel mevzuatlara yansıtılmasına bağlıdır. Ayrıca yerel yönetim, akademi, özel sektör ve vatandaşların birlikte çalışmasını sağlayan mekanizmalar da bu süreçte kritik rol oynar. Bunların yanında gittikçe önem kazanmaya başlayan veri temelli sistemler, yapay zeka, iklim finansmanı, katılımcı süreçler, iklim değişikliğine karşı kırılgan ve dezavantajlı gruplara iklim çözümlerine ulaşmada öncelik verilmesi gibi teknik ve sosyal konular da gittikçe öne çıkmaya başlıyor."
Dünyadaki şehirlerin yavaş yavaş ve kendi ihtiyaçlarına göre bazı yenilikçi uygulamaları hayata geçirdiğini ifade eden Dino, lokal problemlerin kendilerine özgü çözüm yolları olduğuna işaret etti.
Dino, Kopenhag ve Rotterdam'ın yoğun yağışların sebep olduğu sel ve deniz seviyesi yükselmesi sorununu parklar ve su meydanları gibi doğa temelli çözümlerle çözerek küresel birer model oluşturduğunu, aşırı sıcaklık ve kentsel ısı adası problemiyle boğuşan Singapur'da ise bina cephelerine dikey bitki örtüsü entegre ederek kentte yüksek sıcaklıkları düşürmenin hedeflendiğini aktardı.
Küresel iklim zirvelerinde, kentlerin ısı adası etkisini azaltmaya yönelik doğa tabanlı çözümler odaklı kararlar alındığına değinen Dino, "Türkiye'nin ev sahipliği yapacağı COP31 sayesinde, kentlerimizde erken uyarı sistemleri ve yeşil altyapı kurmak için ihtiyaç duyulan Yeşil İklim Fonu gibi çok uluslu finansman mekanizmalarına erişimimizin kolaylaşması güçlü bir ihtimal. Ancak geçmiş zirvelerde taahhüt edilen milyarlarca dolarlık kaynakların, Kayıp ve Hasar Fonu dahil olmak üzere, katı akreditasyon şartları ve bürokratik engeller nedeniyle yerel yönetimlerin projelerine doğrudan aktarılamaması bu kararları kağıt üzerinde bırakıyor." diye konuştu.
Karbon emisyonlarını azaltacak yaptırımlar hem yerel
hem de küresel ölçekte ciddi bir şekilde dayatılmadığı sürece, bu teknik beyanların şehirleri ve içinde yaşayanları iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinden gerçekten koruyup koruyamayacağının büyük bir soru işareti olduğunu dile getiren Dino, nihai başarının uluslararası düzeyde kabul gören taahhütlerin ve fonların yereldeki imar, bina ve altyapı projelerine ne kadar hızlı yansıtılabileceğine bağlı olduğunu söyledi.
COP31'de şehirlerin artık enerjiyi verimli kullanan, yürünebilir ve doğayla barışık yaşam alanları olarak ele alınacağını belirten Dino, zirvenin ana odağının binaları yıkıp yaparken harcanan karbon ayak izini düşürmek ve kentleri iklim krizine karşı daha dirençli hale getirmek olacağını kaydetti.
Dino, bu noktada Türkiye'nin Akdeniz havzasının iklim kırılganlığına karşı geliştirdiği akıllı şehir teknolojilerini ve dirençli kentsel dönüşüm projelerini öne çıkarması gerektiğinden bahsetti.
Türkiye'nin öncelikli meselesi olan deprem güvenliği ile yeşil dönüşümü tek bir potada eritmek zorunda olduğuna vurgu yapan Dino, sözlerini şöyle tamamladı:
"Bizim yol haritamız, akıllı, enerji verimli binalar ve altyapı inşa ederken, uluslararası yeşil fonları ülkemize çekmek üzerine kurulacaktır. Özetle Türkiye'nin, hem afetlere dayanıklı hem de çevresel etkisi minimum düzeyde olan yeni nesil bir şehircilik vizyonuyla liderlik etmesinin önemli ve şart olduğunu düşünüyorum."
