Sağlık Bakanı Memişoğlu: Sigara satışı kimlikle olacak
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, sigara ile mücadele kapsamında yeni düzenlemeler hazırladıklarını belirterek, tütün ürünü satışlarında yaş doğrulama sistemine geçileceğini ve sigaranın görünürlüğünün kısıtlanacağını açıkladı.
Kaynak
TRT Haber

Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, tütün ve tütün ürünleriyle mücadele konusunda kararlı olduklarını belirterek, sigara satışlarında kimlik ibrazı zorunluluğu getireceklerini ve denetimleri artıracaklarını bildirdi.
TRT Haber'in Urla Karantina Adası'ndaki özel yayınında açıklamalarda bulunan Bakan Memişoğlu, Türkiye'nin tütünle mücadelede geçmişte önemli başarılar elde ettiğini, ancak son süreçte sigara kullanım oranlarında artış gözlemlendiğini ifade etti.
Sigaranın toplum sağlığı üzerindeki tahribatına dikkat çeken Memişoğlu, "Sigara esasında insanları kullanan bir sektörün teşvik ettiği bir zararlı alışkanlık." değerlendirmesinde bulundu.
Konuşmasının başında Urla Karantina Adası'ndan bahsederek başlayan Bakan Memişoğlu, şunları kaydetti;
Urla Karantina Adası'nın Osmanlı'dan günümüze kadar çok ilginç bir tarihi var. Çünkü 1800'lerin sonundan itibaren salgınlar dünyayı kırıp geçirirken Osmanlı İmparatorluğu burada, özellikle gemiyle gelip Anadolu'ya veya İstanbul'a gidecekleri burada karantinaya alıp onların giysileriyle, bedenleriyle temizlenerek Anadolu'ya ve İstanbul'a gitmelerini sağlamış. 1840'ta başlamış inşaatı ama esas fonksiyonu 1865'te başlamış, burası Karantina Adası. Tarihi bir ada, tamamen tarihi. Burada 16 tane bina inşa edilmiş ve işte yıkama alanlarıyla, sterilizasyonuyla tamamen bilimsel altyapıyla o zamanın bütün imkânlarıyla Osmanlı burayı inşa etmiş.
Tabii 2014'e kadar buraya esasında sağlık hizmeti de veriyorduk biz burada. Urla Devlet Hastanesi'nin bir ek binası da vardı. Sonradan 2018'de burayı restorasyona başladık. Şu anda bütün eski tarihi mirası yaşatacak şekilde de kullanıyoruz. Neyle kullanıyoruz? İşte eğitim anlamında, Umke'nin burada tatbikatlarını yapıyoruz. Uluslararası burası acil hizmetlerle ilgili simülasyon merkezi aynı zamanda. Aynı zamanda da müze gibi öğrencilerimize bu tarihi anlatıyoruz. Tabii Türk medeniyetinin en önemli özelliği esasında baktığınız zaman sağlığa, insanlara şifaya ve iyiliğe odaklanmış bir medeniyetiz biz. Çünkü hep geçmişe baktığınız zaman iyilik dediğiniz, esasında insanlara derdine derman olacak, onları sağlığına kavuşturacak bir medeniyetiz biz esasında.
Tabii bu adayı şimdi görüyorsunuz ama gevhernesi ve şifahanesi var mesela. Selçuklu'nun, 2. Kılıç Arslan'ın kızı, çok ilginç bir hikayesi de var. Veremden 1204 yılında veremden rahmetli oluyor ve Kılıç Arslan'ın o zamanki oğlu kız kardeşinin adına orada 1206 yılında modern tıp dediğimiz esasında bir şifahane kuruyor. Herkesin görmesini isterim esasında nereden geldi? Hep diyoruz ya modern tıp işte Batı'dan geldi. Esasına baktığınız zaman bizim medeniyetimiz modern tıbbın temelini oluşturmuştur. Yani 1206'da yanında tıp fakültesi olan şifahanesi olan, işte ruh hastalarını bile müzikle ve suyla, suyun sesiyle terapi yöntemini kullanan ki o zamanlar Avrupa'da veya gelişmiş ülke dediğimiz şimdiki ülkelerde cadı diye yakıyorlardı o tür insanları.
Yani Selçuklu'yu düşünün, 1206'da modern tıp fakültesini ve hastanesini yapmış. 1206'dan bahsediyoruz. İşte Osmanlı'ya bakın, 1488'de Edirne'de şifahanesi var Osmanlı'nın. Gitmenizi 1455'te kurmuşlar. 600 yıla yakın hizmet vermiş. Baktığınız zaman, Osmanlı da öyle. Türkiye Cumhuriyeti'nin ikinci kanunudur, Sağlık Bakanlığı Kanunu. Türkiye Cumhuriyeti'ne geldiğiniz zaman baktığınızda da sağlığa ve şifaya ne kadar önem verdiğini düşünürsünüz. İşte biliyorsunuz, biz şehir hastaneleri, bugün dünyanın en modern binalarını yapıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımız bu konuda büyük bir liderlik gösteriyor ve Türkiye şu anda sağlık hizmetinde dünyanın en iyi sağlık hizmetlerinden birisini sunuyor. Ulaşılabilir, ücretsiz ve en son teknolojiyle her türlü hizmeti yapabiliyoruz. Şimdi, bizim onun için, sağlıkta, biz dünyaya örnek olmaya başladık. İşte inşallah daha iyi hizmetler sunacağız. Bu eserleri ecdadımız yapmış. Burada insanları temizlemişler, şifa vermişler. Geçmişte işte Selçuklu, daha Horasan'dan, İbn-i Sina'dan başlayan işte Kayseri'de Gevher Nesibe ile, Edirne'de Şifahanesi ile, 2. Beyazıt Şifahanesi ile, şimdi de işte modern altyapısıyla Türkiye, Türk medeniyeti, bizim medeniyetimiz, insanların iyilik tarafından onlara dertlerini derman olacak şekilde bütün imkanları kullanmış.
TRT Haber ekranlarında bize kapılarını açtınız. Bu Urla'daki karantina adasını biz de seyircilerimizle paylaştık. İnşallah şifa dağıtmaya da devam etsin. Elbette isteriz salgınlar olmasın, bulaşıcı hastalıklar olmasın ama böyle bizim arkamıza güçlü yaslanacağımız, güzel tedavi görebileceğimiz, şifa bulabileceğimiz yerlerin olması kuşkusuz hepimizi de çok güvende hissettiriyor. Tekrar teşekkür ediyoruz size.
Önce şunu ifade edeyim ki, biz her zaman insanların sağlıklı kalmasını istiyoruz. Sigara bugün baktığımız zaman tütün kullanımı maalesef Türkiye'deki ölüm sebeplerinin yüzde 60'ına yakınına sebep olan hastalıkların esas kök nedeni. Yani esasında siz tütün kullandığınız zaman bedeninize zarar veriyorsunuz. Akciğer kanseri oluyorsunuz, gırtlak kanseri oluyorsunuz. Nefes darlığınız oluyor. Hiç dişleriniz sararıyor, cildiniz kötüleşiyor, hayat kaliteniz düşüyor ve kansere yakalanma veya kalp krizi geçirme gibi birçok hastalıkla karşı karşıya kalıyorsunuz. Eyvahın karı yok diyoruz, esasında. Bana bir şey olmaz deniliyor veya ya ben bunu bir gün bırakacağım deniliyor.
Biz de bu konuda esasında insanların bu bilinçle ve iradeyle bunu bırakması için de, özellikle sigara bırakma konusunda son iki senede büyük bir gayret içindeyiz. Devletimiz sağ olsun gerçekten Sağlık Bakanlığı olarak bütün sigarayla ilgili bırakmaya yardımcı olacak ilaçları ücretsiz veriyoruz ve baktığın zaman 1700 üzerinde sigara bırakma polikliniklerimiz var, mobil sigara bırakma polikliniklerimiz var. 171 dediğimiz sigarayla ilgili, bırakmayla ilgili her türlü desteği verecek, onları, insanlarımızı motive edecek, yönlendirecek bir çağrı hattımız da var ve biz bu konuda esasında geçmişte, özellikle 2010'ların ilk yarısında çok büyük bir başarı elde ettik, Dumanız Türkiye mottosuyla.
Biz bu başarıyı elde edebiliyoruz aslında, düşme trendine girmişti. Ama sonradan işte Covid geldi, işte bir süreç geçti. Bu konuda bir gevşeme ve maalesef, özellikle gençlerde ve bayanlarda yükselme trendine girdi ve maalesef bugün Türkiye dünyada sigara içme oranı olarak dünyanın ikinci ülkesi ve akciğer kanserinde maalesef, özellikle erkeklerde, dünyada 1'le 2 arasında akciğer kanseri görülme insidansı dediğimiz sıklığına rastlıyoruz. Şimdi bunların hepsinin nedeni sigara. Türkiye'de yüzde 33 yani 3 kişiden birisi maalesef tütün kullanıyor. Ve bu tütünü tabii öyle bir şey ki, bu sektör de büyük bir sektör. Çünkü buradan gelir elde eden, bunu teşvik eden, bunu, yani ya bir şey olmaz diyen veya 1960'larda, 50'lerdeki bir sigara içen çok daha gelişmiş gibi insan gibi. Halbuki sigara medeniyetsizlik diyorum ben. Bakın bir daha söylüyorum bunu. Sigara esasında insanları kullanan bir sektörün teşvik ettiği bir zararlı alışkanlık.
Geçen sene Türkiye'de 160 milyar adet sigara satılmış, yani 8 milyar paket. 8 milyar ve yaklaşık bunun cirosu 20 milyarla 30 milyar dolar arasında. Bunun bir de hastalıklı da insanların canına kasteden bir tarafı da var. Şimdi biz bunu, gençlerimiz, özellikle bayanlarımız ve bunu kullanan arkadaşlarımız bırakmak istiyor. Yeşilay bir çalışma yaptı. Yüzde 80 insanımız sigarayı bırakmak istiyor. Yeni yayınladılar. Ve esasında bu konuda da toplum olarak bu kötü alışkanlıklardan kurtulmak istiyorlar. Biz de bu konuda esasında bunun görünürlüğünü azaltıp, insanları ceza ve yasakla değil, daha çok gönüllü olarak bırakması için de görünürlüğü azaltmak. Bunun doğal bir şey olmadığını göstermek istiyoruz.
Esas kanunumuzun hazırlığındaki en temel husus sigaranın görünürlüğü ve doğal, ya bu doğal mı normal bir şeymiş algısını ortadan kaldırmak. Onun için sigarayı görünür olmaktan çıkartmak istiyoruz ve sigarayla ilgili de, özellikle bugün, işte bazı alanlarda kısıtlamalara gidiyoruz. Nedir, işte okullarda, işte doğal spor yapılan alanlarda daha kısıtlamaya ve onlardan uzak görünür olmasını istiyoruz, kapalı alanlarda da. Ve bunun yanında da esas amacımız şu: belli yaşın altındaki insanların sigara kullanması da şu anda da zaten yasak. Daha doğrusu satılması da yasak. Bu satışı da TC kimliğini veya kendisini ibraz ederek satılmasını sağlayacak. Bu çok önemli bir şey esasında. Dünyada uygulamaları var. Onun yaşını verifiye edeceğiz ki, o şu anda yasak zaten 18 altına sigara satışı. Onu da göstermiş olacaklar. Aynı zamanda da işte kafeterya da, restoranlardaki şu andaki olan bu flu alanı daha netleştiriyoruz. Hangi alanlarda sigara içilecek, hangi alanlarda sigara içilmeyecek. Çünkü öyle bazen oldu ki mesela, şu anda sigara içmeyenler daha mağdur arka taraflara kaldılar. Onları da düzeltiyoruz, görünür olmasından çıkartıyoruz.
Bu elektronik sigaralar çıktı, işte çeşitli sigara tipleri çıktı. Ya bunlarda bir şey yok, işte bunlar kokmuyor, işte şu oluyor, bu oluyor, halbuki daha zararlı, üç kat daha zararlılar. Onun için bu sigara ve tütün konusunda, özellikle bizim toplumumuzun farkındalığını da arttıracak, sigaranın görünürlüğünü azaltacak, aynı zamanda cezai müeyyideleri daha net ortaya koyacak. Hem esnafımızın, hem kullanıcının da mağdur olmayacağı bir düzenleme yapıyoruz. İnşallah iyi olacak. Hazırlık içindeyiz, işte şu anda herhalde birkaç hafta içinde meclise sunacağız. Ondan sonra da inşallah bu konuda insanlarımızın esasında farkındalığıyla ve gönüllülüğüyle bırakmayı tercih etmesini özellikle istiyorum.
Gelin beraber bırakalım. Toplumumuzda 3 tane risk var. Birincisi bu tütün, tütün mamullerinin kullanımı. Gerçekten sağlıklı bir toplum olmak durumundayız. Bizim amacımız, esasında Sağlık Bakanlığı'nın amacı insanları sağlıklı yaşamasını sağlamak ve sağlıklı kalmasını temin etmek için biz esas kurulmuşuz. Tabii ki tedaviyi, hastalandığı zaman toplumumuzun hepsine en iyi tedaviyi sunuyoruz. En ulaşılabilir tedaviyi sunuyoruz. En ulaşılabilir tedaviyi sunuyoruz. Bugün her bir Türk vatandaşı 12 kez sağlık sisteminden faydalanabiliyor. Dünyada bu orta- 6-6,5. Bugün her gün 3 milyon insanımıza sağlık sistemi 3 milyon kez dokunabiliyor. Kaliteli yaşayalım, hastalanmadan yaşayalım. Eyvahın kârı yok. Bugün eyvahın bir faydası yok yani. "Eyvah, hastalandım ben." E tamam, biz hastalandığında tedavi edeceğiz ama biz hastalanmamasını istiyoruz. Ve toplumdan şunu istiyorum ben, en çok istediğimiz şey bu Sağlık Bakanlığı olarak: Bizden sadece hastalıklarını tedavi etme talebi yapmasın toplum; bizden sağlıklı kalma talebi yapsın.
Bugün 363 tane Sağlıklı Hayat Merkezimiz var. Her türlü sağlıklı insana fizyoterapistinden diyetisyenine kadar, psikoloğundan çocuk gelişimcisine kadar, kanser taramasından plates salonlarına kadar bütün imkanları olan bir Sağlıklı Hayat Merkezi sistemimiz var. Aile hekimliğimiz tamamen koruyucu ve temel sağlığa yönelmiş durumda. İnsanlarımız... Biz dünyanın en iyi sağlık hizmetini verirken aynı zamanda sağlıklı bir toplum olmamız lazım. Onun için gelin sigarayı bırakın, tütün alışkanlıklarımızı bırakalım diyoruz.
Kasım 2024'te sayın Hanımefendi'nin himayelerinde Doğum Eylem Planı, Normal Doğum Eylem Planı'na başladık. Esasında bunu başlamamızın sebebi şu: Anne ve çocuk sağlığı, bebeğin sağlığı. Bizim en önemsediğimiz şeylerden birisi o bebeğin sağlıklı olması ve annenin sağlığı. Bu konuda büyük bir eylem planına giriştik ve Allah'a hamdolsun mesela son bir senede yüzde 15 sezaryen oranını düşürdük, primer sezaryen oranında. Bu çok büyük başarı. Burada başta sayın Hanımefendi olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Ebe arkadaşlara teşekkür ediyorum, hekim arkadaşlarıma teşekkür ediyorum, yönetici arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Sezaryen şöyle bir şey, ameliyat esasında. Sezaryeni bir doğum şekli gibi topluma tanıtmışlar. Yani bu doğum şekli değil. Doğal olan bir doğum esasında hekimin ve ebenin gözetiminde olan doğal bir fizyolojik bir süreç.
Anne sağlığı, çocuk sağlığı için doğal olan normal doğum diyoruz. Sezaryen bir doğum şekli değildir, bir ameliyat şeklidir ve şu var; 10 doğumdan bir tanesinde tıbbi olarak gereklilik ve zorunluluk olarak sezaryen olması gerekir zaten. Bakın, sezaryen olmasın demiyoruz. Ve ben sezaryen çocuğuyum. 1966'da sezaryenle doğdum. Çünkü eş önde dedikleri, çocuk anne riski, hayatı tehlikeye atılınca anlatabiliyor muyum? Ameliyat olacak zaten. Ama siz 10 doğumdan eğer altısını sezaryenle yaptırıyorsanız bu 5'i demektir ki gereksiz bir ameliyat. Bu 5 gereksiz ameliyatla ilgili çocukların sağlığıyla alakalı, onun psikolojisiyle alakalı, o kanaldan geçerken akciğerin gelişmesi, anneyle teması, işte ilk süt alımı çünkü her türlü fizyolojik olayı doğal olanı insanın Allah'ın ve bizlerin doğallığıyla olan daha sağlıklı.
Biz son 3 ayında ilk hamileliğini yaşayan anne adaylarımıza çünkü o ilk hamilelik çok özeldir. İlk defa bedeniniz değişiyor, fizyolojiniz değişiyor, duygularınız değişiyor, beklentiniz bir çocuğumuz olacak beklentisi. İşte bizim amacımız o anneye destek vermek. İşte anne yolculuğu dediğimiz telefon uygulamasıyla son 3 ayındaki annelerimize ebe tahsis ediyoruz. O ebe tamamen o annemizin o 3 ayda doğuma hazırlanmasını, anneliğe hazırlanmasını, doğumdan sonra da annesinin ve çocuğunun, bebeğinin sağlıklı bir şekilde büyümesini sağlayacak ebelerimizi tahsis ediyoruz. Biz kimsenin kararına karışmıyoruz. Ama sağlıklı olanı ben bir Sağlık Bakanı olarak hangisinin sağlıklı olduğunu söylemem gerekir. Ve doğal olanın normal doğum olduğunu söylüyoruz. Bu sağlıklı. Gerektiği zaman sezaryen olabilirler. Ama 10 doğumdan dünyada 10 doğumdan sadece biri sezaryen olurken siz beşini, fazlasını yapıyorsanız bu doğal olmayan bir süreçtir.
Türkiye sağlık hizmetlerinde çok iyi yerlere gelmiş durumda ama özellikle sağlık teknolojisini, bilgisini de üretmeyi hedef edinmiş bir ülke ve bunu yapabilecek hem altyapı hem insan gücü var. Öyle olunca da biz sağlık hizmetini sunarken aynı zamanda teknolojisini de üretmek istiyoruz. Aynı zamanda bilgisini de üretmek istiyoruz ve yeni şeyler yapabilecek insan gücüne de, altyapıya da, iradeye de sahibiz diyoruz. Onun için de özellikle sağlıkla ilgili aşısı olsun, ilacı olsun her şeyi üretmeye çalışıyoruz ve bunu TÜSEB üzerinden, Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı üzerinden koordine ediyoruz. TÜSEB ne işimize yarıyor? TÜSEB bilimsel klinik çalışmaları destekliyor. Şu anda Türkiye'de geçen sene bir kanun çıkarttık. Yaklaşık 170 tane mevzuat yaptık. Bunların bir tanesi de birkaç tanesi de TÜSEB'le ilgili.
TÜSEB'in desteklediği klinik çalışmalarda hasta maliyetlerini biz karşılıyoruz. Böylece insanlarımızın klinik çalışma, yeni araştırma yapmayı teşvik ediyoruz. TÜSEB'le şunu yapıyoruz: Mesela ultrason Türkiye'de yerli üretilsin istiyoruz. Diyoruz ki: "Biz ultrasonlarımızı alacaksak bu ülkede üreteceksiniz. Beraber üreteceğiz veya." Yani biz artık pazar olmaktan çok dünyaya şunu söylüyoruz: "Biz artık ortak olacağız, en azından ortak olacağız. Ya biz kendimiz üreteceğiz ya gelin beraber üretelim." diyoruz. İşte ultrasonu sözleşme yaptık. İki sene içinde Türkiye kendi ultrasonunu üretir hale gelecek. İşte kalp-akciğer makinesini biz ki bu dünyada dördüncü ülke üretmiştir. ASELSAN'la beraber çok teknolojik olan bu makineyi ASELSAN'la beraber biz ürettik yüzde 90 üzerinde yerlilik oranıyla.
Solunum cihazı, Batman'da şu anda fabrikası var. Dünyanın 40 ülkesine ihraç ediyoruz ve kendi hastanelerimizde, şehir hastanelerimizde de bu cihazı kullanıyoruz. İşte mobil röntgen cihazı ASELSAN'ın aldık, bugün kamu hastanelerimizde o cihazı kullanacağız. Biz şunu söylüyoruz: Biz kendimiz üreteceğiz. Türkiye aynı savunma sanayisinde gibi sağlık sanayisinde tam bağımsız hatta kardeşlerine, çevresine, diğer ihtiyacı olan bütün ülkelere nasıl COVID'de bedava, ücretsiz yardım ettiysek muhtaç olan herkesin yanında olacak şekilde kendi teknolojisini ve bilgisini üretecek. Aşısını da üreteceğiz. Şimdi sekiz tane aşıyla ilgili çalışma yapıyoruz. Allah nasip ederse çok yakın zamanda bunlarla sözleşmesini yapacağız. Zaten iki aşı dediğimiz suçiçeğini ve hepatit A'yı kendimiz üretmeye başladık yerli olarak. İnsanlarımıza ücretsiz veriyoruz.
Aile hekimlerimiz esasında bizim ailemizin hekimi, en yakındaki hekim. Biz her zaman öncelikli olarak aile hekimlerine gidilmesini istiyoruz. Çünkü o sizi biliyor esasında. Birebir sizinle irtibatlı hekim. Biz hatta proaktif de yapıyoruz, aile hekimlerine onları arattırıyoruz. Yaşlılarımızın riskli hasta taraması yapıyoruz. Şeker hastasını, hipertansiyon hastasını, kalp hastasını aile hekimlerimiz arıyor. Onların tetkiklerini, kontrollerini yapıyorlar. Aynı zamanda 1859 tane ilacı aile hekimlerine yazdırabilir hale getirdik. İlk defa hastanede uzman tarafından yazılan ilacın devamını da aile hekimleri yazabilir hale getirdik. Bazı hastalıklarla ilgili direkt raporları verebilir hale getirdik. Bir daha hastaneye gitmesine gerek olmayan raporları da çoğu raporu da aile hekimi artık yazabilir hale getirdik.
Hatta aile hekiminin tüm branşlarda herhangi bir hastaneden rapor aldığı gibi şey randevu almasını sağlattık. O doktora da haber gönderecek altyapıyı kurduk. O doktorun da aile hekimine bilgi verecek bir elektronik sistemli altyapıyı kurduk. Şöyle bir şey de yapıyoruz: Aynı zamanda evde rapor da yazmaya başladık. Aynı zamanda o raporları da devam ettirecek süreçleri aile hekimi tarafından yönetilebilir hale getirdik. Ama bir şimdi bir çalışma yapıyoruz, o da şu: Sağlık raporu olup ilaç raporu olup bir kere doktora yazdırdıktan sonra insanımızın da daha doktora yeniden yazdırma ihtiyacı duymadan o rapordaki ilaçları direkt alabilir hale getireceğiz. Böylece bir daha bir daha yazdırmak için doktora gitmeyecekler.
İlk defa söylüyorum. Böyle bir çalışma yapıyoruz. Çok yakında inşallah onu da uygun uygun olarak ilan edeceğiz. Böylece insanlarımız sağlık ilaç raporu aldıktan sonra bir kere yazdıracaklar. Sonra onu belli elektronik onaylatma aşamasıyla rahatlıkla eczaneden hiç doktora yeniden yazdırmadan gidebilecekler, alabilecekler.
Türkiye'de sağlıkla ilgili büyük bir sağlık ordumuz var. 950 bini kamuda, yaklaşık 600 bini de özel ve üretim sektöründe olan 1,5-2 milyona yakın bir "sağlık ordusu" dediğimiz cengaverlerle, özverisiyle hayatını sağlığa ve insanlığa adamış insan ordusuyla çalışıyoruz. Gerçekten her birine teşekkür ediyorum. Biz tabii atamaları Maliye Bakanlığı ve Strateji Başkanlığımızla görüşüyoruz. Çok yakın zamanda ilan edeceğiz, hiç merak etmesinler. Şimdi 2026 KPSS'si de oldu, sonuçları da ilan edildi. Birkaç hafta içinde inşallah alım konusunda insanlarımıza duyuru yapacağız. Bunu bir müjde olarak kabul etmiyoruz, çünkü biz zaten alacağız dedik. O konuda insanlarımız merak etmesinler çalışan, mezun olan arkadaşlarımız. Onların büyük bir kısmı... Çok yakında, çünkü zaten hastane açıyoruz. Şimdi zaten personele ihtiyacımız da oluyor. Onları inşallah çok yakın zamanda kendi ordumuza dahil edeceğiz.
İzmir'e zaten 52 hastane yapmışız şimdiye kadar, bir de bir tane büyük şehir hastanemiz var. İnşallah şu anda projesini yapacağız, ikinci bir şehir hastanesini planladık. Finansal olarak... Yeri, her şeyi hazır da finansal olarak bu konuda bir düzenleme ve arayış içindeyiz. Çok yakın zamanda onun finansını bulup, çok kısa zamanda inşallah İzmir'e ikinci şehir hastanesinin temelini atacağız. Ama şehir hastaneyle ilgili bir şey söyleyeceğim. Tabii bunlara ben "sağlığın yatırım şaheserleri" diyorum. Gerçekten çok çok üst seviye sağlık hizmeti sunuluyor. Biliyorsunuz Aydın'ı, Samsun'u, daha sonra da Urfa Şehir Hastanesini Sayın Cumhurbaşkanımız şereflendirdi, açtı bizimle beraber. Şimdi Ordu'da hasta almaya başladık. Ordu Şehir Hastanesini hizmete çok yakın zamanda başlattık, ilk hastalarını almaya başladı.
Trabzon'u da kasımda planlıyoruz ama herhalde bu alımlarda, yerleşim ve cihaz konusunda biraz ötelememiz olabilir. Ama birkaç ay içinde de Trabzon'da ilk hastamızı alacağız. Sonra Sakarya var, Sakarya'da da şehir hastanemiz var. Rize'yi de Sakarya'yla beraber inşallah sene sonu itibarıyla inşaatlarını bitirmiş olacağız. 2026'nın ilk çeyreğinde de inşallah onları da hastasını alacağız.
Ama birçok hastane yapılıyor, şu anda 11 tane şehir hastanesi inşaatımız var bunun haricinde. İşte Mardin'de var, Diyarbakır'da var. Baktığınızda büyük hastaneler yapıyoruz; Ali Osman Sönmez gibi bir hastanemiz var Bursa'da, biraz uzadı inşaatı ama onu da çok kısa zamanda, birkaç hafta içinde kabulünü yapacağız.
Türkiye'de şu anda bizim 11 şehir hastanemiz inşaat aşamasında. 11 şehir hastanemizi de planladık. Tokat'ı da dahil, Muğla'sı da dahil, inşallah Denizli'si de dahil şehir hastanesini yapacağız. Konya'ya planladık. Tabii bunları peyderpey hem inşaatlarını başlatacağız... Hatay'da şehir hastanesi yapacağız, ihalesine çıktık, bir süreç var. İnşallah onu da en kısa zamanda başlayacağız. Yani bizim esasında hizmet odaklı bir adanmışlık ve dertlenme diye bir problemimiz var. Sağlıkta biz artık en üst ligdeyiz, daha iyisini yapmak için çabalıyoruz. Ama ben toplumdan da sağlıklı kalması için bizle beraber çaba harcamasını istiyorum.
Rahmetli annem, bugün 3 sene oldu kaybedeli, ilkokul öğretmeniydi, şunu söylerdi: "Kendisine faydası olmayanın kimseye faydası olmaz." Önce insan kendisine bakacak. Ben kendime bakıyorum. Sporu yapıyorum. Haftanın en az 2 veya 3 günü erken kalkıp sporumu, hareketimi yapıyorum. Düzgün besleniyorum. Sabahları protein yiyorum; bal, ceviz gibi doğal gıdalarla besleniyorum ve kendime dikkat ediyorum. Çünkü bedenime iyi bakmam lazım, sağlıklı yaşamam lazım. Ben aynı zamanda da hekim olduğum kadar sporcuyum, hareketliyim. Biz sporu da başka bir şey yapıyoruz. Toplumda spor yapma alışkanlığı bir maç, bir mücadele gibi algılanıyor. Halbuki hareket ve sağlık için yapılır spor. Mutlu olmak için yapılır ve rutin yapılır. Yani ayda bir kere halı saha maçı biz hareket olarak kabul etmiyoruz. Spor yapabilirsiniz o başka bir şey, maç yapabilirsiniz, profesyonelseniz işiniz oysa onu yaparsınız, o başka bir şey. Ama sağlıklı olmak için hareket demek rutin, düzenli yapılan, bedenin sağlıklı kalması için... Ve mutluluktur esasında hareket, spor. Kendi özgüveninizi artırırsınız.
Şimdi kilonuz varsa, hareketsizseniz yaşamınızın kalitesi düşüyor. Ben insanlarımızdan sağlıklı yaşamasını, mutlu ve huzurlu yaşamasını istiyorum. Çünkü bedensel sağlık mutluluktur. Bakın bugün TÜİK'in bir çalışması var, iki sene evvel yaptıkları 2024'te: İnsanların mutluluk kaynağının yüzde 65'i sağlıklı olmak. Şimdi siz zengin olabilirsiniz, makam sahibi olabilirsiniz yahut da çok önemli bir yerde olabilirsiniz ama mutsuz olabilirsiniz. Tam tersi; fakir olabilirsiniz, makamınız olmaz, sıfatınız olmaz ama mutlu ve huzurlu yaşarsınız. Ama sağlıksız oldunuz mu yüzde yüz mutsuzsunuz. İnsanlar onun için sağlıklı kalmak için Sağlık Bakanlığıyla, bizlerle beraber sağlıklı kalmayı talep etsinler diyoruz. Çünkü bu kendi bedenimizin sorumluluğunda, yaşam kalitemizi artırmamız için bunu yapmamız lazım.
Spora da bedenime bakmaya da beslenmeme de dikkat ederim. Artı, başka bir şey daha var; çocuklarımla da ilgilenmeyi, ailemle beraber zaman geçirmeyi de ihmal etmem, o başka bir şeydir. Yani insanoğlu zaman oluşturur, her şeye zamanınız var. Siz yeter ki onu iyi planlayın. Ben yüzde 90 pazar günleri tamamen çocuklarımla geçiririm. Ama gece gündüz de çalışırım hafta içinde. Çalışmaktan da zevk alırım. Şöyle bir şey var; esasında sevdiğiniz işi yapıyorsanız... Gençlere şimdi halen daha ders anlatıyorum ben. Hani ondan vazgeçmedim, hocalık benim mesleğim esasında. Onlara anlatırken de şunu söylüyorum: Normal sosyal hayatınızı yaşamanız gerekir. Dinlenmeden çalışmak olmaz. Beyin... Allah öyle yaratmış ki bizi, beynin dinlenmesi demek başka bir faaliyet yapmanız, hobinizin olması demek. İnsanların hobisi olması lazım. Başka bir alanda da, işi hariç, kendisini rahatlatacak alanlarda da olması gerekir.
Ama şöyle bir şey var; şimdi çocuklara da gençlere de söylüyorum. Mesela internet bağımlılığı diyoruz. "O telefon, internet, bilgisayar sizi yönetmesin" diyorum, ben çocuklarıma da onu söylüyorum, "Siz onları yönetin. Zamanınızı limitleyin. Ben şu zamanda şunu yapacağım; tamam, onu o zamanda yap, onu daha uzatma." Sabaha kadar bilgisayarın başında, telefonun başında olmanız demek, telefonun sizi yönetmesi, bilgisayarın sizi yönetmesi demektir. Ama bir saat, iki saat... "Ben kuralımı koydum, şu saatte şunu yapacağım" diyeceksiniz hayatta. "Ben spor yapacağım, bedenime bakacağım" diyeceksiniz. "Ben çocuklarımla, anne-babamla ilgileneceğim..." Benim babam da yaşlı şu anda, 95 yaşında. Onunla da ilgileniyorum. Onu da her hafta ziyaret ediyorum, elini öpüyorum ablamla beraber, hep destek oluyoruz.
Bu dünya gelip geçiyor hani, kimse kalmıyor bu dünyada. Siz onun için bu dünyada yaşarken yaşamdan zevk alın, bu imtihanı düzgün geçirmeye, sağlıklı geçirmeye çalışın. Yani nefsimiz var, Allah bize nefis vermiş. Biz de bazen istiyoruz onu yapıyoruz ama esas önemli olan nefsinizi kontrol edip onu yönetmektir. Nefsiniz sizi yönetmeye başlarsa; işte oyuna dalarsanız, sigarayı çok içmeye başlarsanız, istemediğiniz kötü alışkanlıkları yapmaya başlarsanız onu yönetemiyorsunuz demektir. Onun için insanoğlunun kendini tekamül etmesi lazım. Gençlerimize söylüyorum özellikle.
İnsanın önce kendisiyle hesaplaşması, kendisini geliştirmesi, kendisiyle sorgulayıp "Ben ne yaptım?" demesi önceliktir. Sonra "Sen ne yaptın? Siz ne yaptınız?" demesi önemli. Empati dediğimiz şey de öyle, karşı tarafı anlamanız gerekir. Hekimlikte özellikle, sağlık çalışanlığında, karşı tarafın derdiyle dertlenirken onu anlamanız; diğergamlık dediğimiz, onu hissetmeniz gerekir. Böyle bir meslek, sağlık meslekleri böyle bir şeydir. Siz karşı tarafı hissedeceksiniz, onunla hemhal olacaksınız, onun derdini çözeceksiniz. Biz sağlıkçılar başkası için yaşayan, başkasının hayatını iyileştirmek için adanmış meslekleriz.
