"Tiroit kanserinde erken tanı ve doğru tedavi yaklaşımı önem taşıyor"
Eylül Tiroit Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında tiroit nodülleri ve tiroit kanseri konusunda bilinçlenmenin önemine dikkat çeken Prof. Dr.
Kaynak
İHA
Eylül Tiroit Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında tiroit nodülleri ve tiroit kanseri konusunda bilinçlenmenin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Ahmet Cem Dural, her tiroit nodülünün ameliyat gerektirmediğini belirterek; günümüzde sinir monitörizasyonu, kızılötesi görüntüleme sistemleri, endoskopik ve robotik cerrahi gibi teknolojik gelişmeler sayesinde tiroit cerrahisinin daha güvenli ve hasta odaklı bir şekilde uygulanabildiğini ifade etti.
Eylül Tiroit Kanseri Farkındalık Ayı, tiroit nodüllerinin doğru değerlendirilmesi, tiroit kanserinde erken tanı ve uygun tedavi seçeneklerinin belirlenmesi açısından önemli bir farkındalık dönemi oluşturuyor. Liv Hospital Endokrin Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Cem Dural, tiroit nodüllerinden cerrahi tedaviye, ameliyat sonrası ses kısıklığı riskinden izsiz ve robotik cerrahi yöntemlerine, ablasyon tedavisinden teknolojik gelişmelere kadar merak edilen konular hakkında bilgi verdi.
"Her tiroit nodülü ameliyat gerektirmez"
Tiroit nodülünün tüm dünyada iyot eksikliği görülen coğrafyalarda oldukça sık görüldüğünü ifade eden Prof. Dr. Ahmet Cem Dural, "Tiroit bezinde oluşan nodüller boyutu, şekli ve içeriğine göre incelenirler. Tiroit bezinde saptanan nodüllerin çok büyük bir kısmı iyi huyludur ve genellikle belirli aralıklar ile fizik muayene ve ultrasonografi ile takip edilmeleri yeterli olur. Ameliyat gerekebilecek nodüller ise 3 ana başlıkta değerlendirilebilir. Kanser şüphesi bulunan nodüller: Ultrasonografide nodülün düzensiz kenarlı, silik veya belirsiz sınırlı olması, içerisinde mikrokalsifikasyon adı verilen minik kireçlenmeler bulunması ve katı içerikli olması kanser açısından yüksek riskli özelliklerdir. Bu tür nodüllerde genellikle biyopsi yapılması önerilir. Büyük veya fonksiyonel problemlere yol açan nodüller: Fiziksel kusur oluşturacak kadar büyük olan veya boyunda basıya bağlı nefes darlığı, yutma güçlüğü ya da lokma takılması gibi şikâyetlere ve fonksiyonel problemlere yol açan nodüller cerrahi açıdan değerlendirilir. Aşırı hormon üretimine neden olan nodüller: Tiroit bezinin aşırı miktarda tiroit hormonu üretmesine neden olan ve hiperTiroiti adı verilen klinik tabloya yol açan nodüller, ameliyat veya medikal/girişimsel tedaviler açısından değerlendirilmelidir" dedi.
Tiroit ameliyatında ses kısıklığı riski neden oluşuyor?
"Tiroit bezi ile soluk borusunun arasında seyreden ve boğazımızdaki ses tellerini çalıştıran sinirler (rekürren sinirler) tiroit ameliyatları sırasında zarar görebilirler ve bu ses kısıklığı ile sonuçlanabilir" diyen Prof. Dr. Dural, "Günümüzde daha iyi anatomik bilgi, titiz cerrahi, deneyim ve modern teknolojik cihazlar sayesinde ses kısıklığı görülme ihtimali son derece düşüktür. Sinir monitörizasyonu adı verilen sistemlerin kullanımı ile günümüzde kalıcı ses kısıklığı neredeyse hiç görülmemektedir (yüzde 0,1’den az). Ancak geçici ses kısıklıkları, seste ton değişiklikleri, çatallanma veya ses yorulması gibi geçici problemler monitör sistemleri kullanılsa da yüzde 1 civarında görülebilmektedir. Ses kısıklığını minimuma indirmek; özenli ve titiz bir cerrahi, tıbben gerekli veya zorunlu yardımcı tıbbi gereçlerin ve sistemlerin kullanılması ve deneyim ile mümkündür. Endokrin Cerrahisi alanında spesifik olarak çalışmak veya yılda 100 vakadan fazla tiroit cerrahisi gerçekleştirilmesi bu önemli ve ağır komplikasyonun gelişme riskini neredeyse sıfıra indirebilir" ifadelerini kullandı.
"Teknoloji tiroit cerrahisinin güvenliğini artırıyor"
Tiroit cerrahisinin tekniği tanımlanmış olduğu 20. yüzyılın ilk yarısından beri standardize olmuş bir teknik olduğunun altını çizen Dural, "Ancak son yirmi yılda iki önemli teknolojik gelişme tiroit bezinin en korkulan komplikasyonlarını neredeyse minimum seviyelere çekmiştir. Bunlardan ilki sinir monitörizasyon sistemidir. Bu sistemin usulüne uygun ve doğru kullanımı ile ses kısıklığı günümüzde kalıcı bir komplikasyon olmaktan çıkmıştır. Tiroit ameliyatlarının bir diğer komplikasyonu olan hipokalsemi/hipoparaTiroiti ise en az ses kısıklığı kadar ciddi bir komplikasyondur. Tiroit bezine komşu olan paraTiroit bezlerinin ameliyat sırasında istemeden zarar görmesi sonucu gelişebilen bu komplikasyon bazen ömür boyu kalsiyum ve D vitamini takviyeleri almayı gerektiren, kaslarda şiddetli seğirme veya kasılmalar ile seyredebilen son derece rahatsız edici bir klinik tabloya dönüşebilir. Bu komplikasyonun önüne geçmek için geçtiğimiz on yılda çok önemli bir teknolojik gelişme olmuştur. Kızılötesi kameraların ameliyat sırasında kullanımı ile paraTiroit bezlerinin görünürlüğü artırılmış, ameliyat boyunca damarsal açıdan beslenmeleri izlenebilir hale gelmiştir. ParaTiroit bezindeki bir moleküler yapı sayesinde kızılötesi ışık altında sağlıklı paraTiroit bezleri ’otofloresans’ adı verilen bir parlaklık göstermektedir. Bu sayede ameliyat sırasında paraTiroit bezlerinin zarar görmesinin büyük ölçüde önüne geçilmiştir" açıklamalarında bulundu.
"Tiroit bezinin tamamının alınması her hastada gerekli değildir"
Prof. Dr. Ahmet Cem Dural, ameliyat gereken durumlarda her zaman hastanın tiroit bezinin tamamının alınması gerekmediğini söyleyerek, "Basedow Graves hastalığı olarak adlandırılan nodül olmaksızın tiroit bezinin tamamının veya tiroit bezindeki birden çok nodülün fazla çalışıp aşırı hormon ürettiği durumlarda tiroit bezinin tamamının çıkarılması gerekir. Buna karşın tiroit bezindeki tek bir nodülün (toksik nodül) fazla çalıştığı durumlarda o nodülün bulunduğu lobun (bezin yarısının) çıkarılması yeterlidir. Böylece kalan tiroit dokusu sayesinde hastanın tiroit hormonu kullanmasına gerek kalmayabilir. Bir hatta 1,5 cm boyuta kadar olan tiroit kanserlerinde tiroit bezinin kanser saptanmış olan lobunun çıkarılması (bezin yarısı) yeterlidir. Ancak daha büyük boyutlu kanserlerde, bezin dışına taşmış kanserlerinde, agresif kanser türlerinde veya lenf bezlerine yayılım varlığında tiroit bezinin tamamının çıkarılması gereklidir" ifadelerini kullandı.
Tiroit ameliyatlarında iz kaygısına karşı yeni cerrahi yöntemler
"İz algısı toplumdan topluma farklılık göstermekle beraber hastaların oldukça büyük bir kısmının genç yaşta ve kadın cinsiyette olması artmış iz kaygısını da beraberinde getirmektedir" diyen Prof. Dr. Dural, "Her ne kadar günümüzde tiroit ameliyatları geçmişe göre çok daha küçük kesilerden yapılıyorsa da oluşabilecek izin minimuma indirilmesi için gayret göstermek her cerrahın görevidir. Genellikle halk arasında estetik dikiş olarak adlandırılan ’subkütan’ dikişler, ince ve örgüsüz eriyebilir iplikler ile dikildiğinde son derece iyi sonuçlar alınmaktadır. Tiroit ameliyatı için yapılan kesi boyun çizgileri ile paralel yatay bir kesi olduğundan iyileşmesi hızlıdır. Eğer katmanlı bir yaş çizgisi mevcut ise kesi bu katlantıya denk getirilerek tamamen gizlenebilir. Günümüzde ameliyat sonrasında yara iyileşmesine yardımcı olan bir çok kozmetik ürün de erişilebilir olup rutin pratikte kullanılmaktadır. Hastaların neredeyse yüzde 90’ının genç ve kadın olması daha az iz bırakan veya tamamen izsiz yöntemlerin aranması modern teknoloji ve endoskopik/robotik cerrahinin kullanımının yaygınlaşması günümüzde birçok farklı cerrahi yöntemin gelişmesine olanak sağlamıştır" şeklinde konuştu.
Prof. Dr. Ahmet Cem Dural, günümüzde kullanılan ve izsiz, uzaktan erişimli cerrahiler olarak adlandırılan yöntemleri şöyle sıraladı:
"Koltuk altı bölgesinden: Transaksiller Endoskopik veya Robotik Tiroit Cerrahisi. Ağız boşluğu ve dudak içerisinden: Transoral Endoskopik veya Robotik Tiroit Cerrahisi. Meme başı ve koltuk altı bölgesinden: Bilateral Aksiller ve Meme Yaklaşımlı Endoskopik veya Robotik Tiroit Cerrahisi. Kulak arkasından: Retroauriküler Endoskopik veya Robotik Tiroit Cerrahisi. Sadece tek meme başından: Tek Port Robotik Sistem ile Tiroit Cerrahisi (Single Port Robotik Tiroit Cerrahisi)."
"Ablasyon tedavisi, seçilmiş hastalarda cerrahiye alternatif olabilir"
Ablasyon adı verilen yöntemin aslında yeni olmayıp kanser metastazlarının yakılarak geriletilmesi veya ortadan kaldırılması için özellikle karaciğer metastazlarında girişimsel radyologlar tarafından yıllardır kullanılmakta olan bir yöntem olduğunu belirten Dural, şöyle devam etti: "Radyofrekans veya mikrodalga cihazları kullanılarak yüksek ısı ile gerçekleştirilen bu işlem son zamanlarda bazı iyi huylu tiroit nodüllerinde ve 1 santimetreden küçük tiroit kanserlerinde kullanılmaya başlanmıştır. Tiroit nodül veya kanserlerinin birincil tedavisi olarak yeni bir tedavi yöntemi olduğundan henüz uzun dönem onkolojik sonuçları bulunmamaktadır; o nedenle henüz cerrahiye eşdeğer olarak kabul edilmemektedir. Ancak ilk elde edilen 3-5 yıllık sonuçlar ’seçilmiş’ hastalarda cerrahiye alternatif olarak klinik kullanıma girebileceğini öngörmektedir. Ancak nodülün içeriği, yerleşimi diğer organlara olan yakınlığı karar vermede önemli rol oynarken, yeterli hazırlık, deneyim ve doğru endikasyon ile işlemin gerçekleştirilmesi işlem başarısına olumlu etki gösterir. Cerrahide görülen ses kısıklığı veya hipoparaTiroiti gibi komplikasyonların bu yüksek ısı ile gerçekleştirilen işlemde de görülebileceği bilgisi mutlaka hasta ile paylaşılmalıdır. Hangi hastalarda bu yöntemin tercih edileceği ise multidisipliner bir ekip tarafından yapılacak değerlendirme ile belirlenmelidir. Günümüzde hala tiroit kanseri için altın standart tedavi bezin cerrahi olarak çıkarılmasıdır."
